Bürokratik Vesayetle Mücadelede Durum
Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker
Başbuğ'un İnternet Andıcı davasında tutuklu olarak yargılanmaya başlaması,
bürokratik vesayet düzenini tasfiye ve demokrasiyi takviye mücadelesinde bir
ileri adım teşkil etti.
Bu
adıma, ülkede vesayet düzenine destek verenlerle yurtdışındaki sempatizanları
veya etkiledikleri kişiler tarafından bir karşı propaganda atağıyla cevap
verildi. Böylece yine hava bulandı ve bir Anadolu deyişiyle at izi ile it izi
birbirine karışmaya başladı. Bu yüzden, bürokratik-militarist vesayet düzenine
karşı mücadelede bulunduğumuz yeri soğukkanlı bir şekilde yeniden
değerlendirmeye ihtiyaç var.
İlker
Başbuğ'un tutuklanması çeşitli açılardan değerlendirilebilir. Kendisi ve ailesi
açısından bakıldığında, tutuklamanın ve suçlamanın dramatik bir durum teşkil
ettiği açık. Askerî bürokrasinin tepesine tırmanmayı başarmış ve haddinden
fazla itibarlı bir kamu makamını yıllarca işgal etmiş bir emekli subayın, bir
anda kendini cezaevinde bulması üzücü. Keşke böyle olmasaydı. Umarım, kendisi
ve ailesi bu sıkıntıya tahammül etmeyi başarır. Başbuğ'un emekli olana kadar
içinde çalıştığı TSK için de bu olayın üzücü tarafları bulunuyor. Demek oluyor
ki, yasa dışı işlerin bu kurumun zirvesine kadar sirayet etmiş olması ihtimali
var. Ancak, buna dayanarak bütün TSK mensuplarının suçlu olduğu sonucuna
ulaşmak haksız ve insafsız olur. Hepimiz biliyoruz ki, TSK'da siyasete müdahale
etme adına yasal olmayan işlere kalkışılmasından rahatsız olan çok sayıda subay
ve astsubay mevcut. Ergenekon, Balyoz ve Andıç davaları da bu insanların
sağladığı bilgi ve moral desteği sayesinde yürüyor. Kısaca, bütün TSK
görevlilerinin değil, sadece yargılananların suça bulaşmış olması ihtimali söz
konusu.
Başbuğ'un
tutuklanması ve yargılanması Türkiye demokrasisi ve hukukun hakimiyeti
açısından da çok anlamlı. Demokratik sistemimizin ana sorunu, ilk bakışta
göründüğünden daha geniş, yaygın ve derin olan askerî vesayet. Bu problemle
ancak son yıllarda yüzleşmeye başladık. Sayılan davalar sorunu tümüyle anlamaya
ve çözmeye yetecek olmasa da çok mühim. Bu yüzden mutlaka sonuna kadar
götürülmeleri gerekiyor. Ne var ki, bu çok kolay değil, zira, vesayet düzeninin
ayakları bütün güçleriyle direniyor ve ellerindeki tüm imkân ve araçlarla
mukabelede bulunmaya çalışıyor. Bu çerçevede çeşitli argümanlar dile
getiriliyor. Bunlardan bazılarına göz atalım.
Deniyor
ki, bu tür tutuklamalar TSK'yı zayıflatıyor, itibarını aşındırıyor. Tümüyle
yanlış. TSK koca bir kurum, on binlerce çalışanı var. Tutuklu TSK'lıların
sayısı ise ancak yüzlerle ifade edilecek seviyede. Emekli olanlar yüzünden
nasıl bir sıkıntı doğurmuyorsa, tutuklananlar yüzünden de doğmaz. Gidenin yeri
bir alttaki tarafından alınır. Zaten böyle oluyor ve TSK'da, muhtemelen kasıtlı
olarak yaratılan durumlar dışında, hiçbir görev aksamıyor. Tutuklama ve
yargılamalar TSK'nın itibarını da sarsmıyor; tam tersine, kuvvetlendiriyor.
Asıl, vahim suçlara bulaşmış olmaları ihtimali bulunanları TSK'da barındırmak
kurumun itibarını sarsar. Diğer demokrasilerden biliyoruz ki, itibarlarını
korumak orduların ana görevlerindendir ve bunu yapmak için ordular kendi iç
idarî ve hukukî mekanizmalarını işletirler. TSK bunu yapmadığı veya yapamadığı
için olaylar birikti ve yargının önüne giden dosyalar büyüdü. Yargılamalar,
yanlış yapanları ayıklamaya gayret etmek suretiyle TSK'nın itibarını
güçlendiriyor.
Bir
generalin veya bir eski GKB'nın tutuklanması toplumda 'sıradan' bir insanın
tutuklanmasına nispetle elbette müspet ve menfi daha çok ilgi çeker. Fakat
hukukun hakimiyeti ve hukuk tekniği bakımından bunun diğer durumlardan bir
farkı yoktur. Suça bulaşmış olması ihtimali kuvvetli delillerle desteklenen
herkes yargılanır. Kamu organlarının üst katlarında görev yapanların itham
edilmesi, yargılanması ve tutuklanması değil, bunlardan muaf kılınması hukuka
aykırı olur. Bu onlara imtiyazlı bir statü tanınması anlamına gelir. Sokaktaki
insanın, kanunların var ve herkes için geçerli olduğuna inancını hiçbir şey bu
tür uygulamalardan daha fazla sarsamaz. Ancak kanunların sadece zayıflar için
değil güçlüler için de var ve işler olduğu yerlerde hukuk devletinin
mevcudiyetinden bahsedilebilir.
Tutuklamaların
dikkatli yapılmasını, kural haline getirilmemesini, cezalandırmaya dönüştürülmemesini
ve tutukluluk sürelerinin uzun tutulmamasını genel bir temenni olarak dile
getirmek gayet yerindedir. Ancak, bunun belli kişiler ve durumlar üzerinden
yapılması yanlış ve haksızdır. Bazı durumlarda yargıya müdahale anlamına
gelebilir. Her bir kişinin dosyası ayrıdır ve hiç kimse bu dosyalara
yargılamayı yapan hâkimlerden daha fazla vâkıf olduğunu ileri süremez. Kaldı
ki, niteliklerinden dolayı bütün dünyanın önünde ve gözetimi altında yapılan bu
yargılamalarda savcı ve yargıçların her zamankinden daha dikkatli ve titiz olma
ihtiyacı hissedeceği de açık bir gerçektir. Kişilerin suç işleyip işlemediğine
de statülerine, iyi bir aile babası veya becerikli bir cerrah olmalarına vs.
bakılarak karar verilemez. Davalarda deliller ve delil çürütmeler konuşur.
İlker Başbuğ üzerinden askerlerin yargılanmasını
Anayasa Mahkemesi'ne kaydırma çabaları zararlı sonuçlara yol açabilirdi. Burada
bazılarınca yapılmak istenen, adliye-ceza mahkemelerini devreden çıkarmak için
isnat edilen suçları askerlik mesleğiyle ilişkilendirmekti. Anayasa'nın 145.
maddesi bu tür suçlarda yargılamanın adliye mahkemelerinde olacağını açıkça
hükme bağlıyor. Bir kişinin GKB olması onun işleyeceği her suçu görevle ilgili
bir suç haline getirmez. TSK'nın ve mensuplarının darbe planı hazırlamak,
suikast planları yapmak, internet siteleri kurarak "hükümetle mücadele
etmek" gibi bir görevi yoktur. Bir asker, GKB da olsa, bu tür bir suç
işlediğinde bir anlamda o fiil çerçevesinde üniformasını kaybetmiş olur. Bu
yüzden, isnat edilen suçla ilgili davanın görüleceği yer, yargının kararında da
vurgulandığı üzere, adliye mahkemeleridir.
Bürokratik vesayet düzeni taraftarları pes etmediler ve sonuna
kadar da etmeyecekler. Sadece içeride çalışmıyor, Türkiye'yi dışarıdan da bir
ablukaya almaya çabalıyorlar. Son günlerde yabancı basında beliren ve
Türkiye'de otoriter bir düzene doğru gidildiğini iddia eden yazılar büyük
ölçüde bunun ürünü. Demokrat yazar çizerlerin gayretli olması, bütün dünyaya
Türkiye'deki olayların ne anlama geldiğini daha iyi anlatması gerekiyor.
Öğrencileri taşıyan servis aracının devrilmesi sonucu 3'ü ağır 14 kişi yaralandı.
Dicle Üniversitesi, sağlık konularında doğru bilgiye ulaşım için internet üzerinden televizyon yayını başlatıyor.
İki Türk son anda yakalandı. Şüpheliler Esad adına casusluk yapmakla suçlanıyor.
Mehmet Haberal, mahkemenin çağrısı üzerine ilk defa duruşma salonuna geldi.
''İyi bir pazarlık sonucunda, memurları memnun edecek bir zam oranını yakında duyarız diye düşünüyorum''
TBMM eski Genel Sekreter Yardımcısı Sadık Yamaç, Havelsan Genel Müdürü oluyor.
Vergi denetimlerinde 128,1 milyon lira usulsüzlük cezası kesildi.
Ankara'da bir taksi şoförü tabancayla vurularak öldürüldü.
İçişleri Bakanlığı'nın bir süredir üzerinde çalıştığı 16 yeni büyükşehir belediyesine ek olarak 13 ilin daha bu kapsama alınmasına ilişkin...