Tutuklu Gazeteciler Derhal Serbest Kalmalı
Arınç: Bugün gazeteci milletvekili arkadaşımız
var içeride. Her zaman söylüyorum, milletvekilinin yeri parlamentodur.
İçerideyken seçilmiş olması onun derhal tahliye edilmesini gerektirir. Bunun
lamı, cimi yok. Sevdiğim için, beğendiğim için, aynı partiden olduğum için
söylemiyorum. Milletin oy vererek parlamentoya gönderdiği insanı hiçbir sebeple
içeride tutmaya hakkınız yok.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Bugün, Yargıtayın kararları özgürlükçü
anlayışta olursa büyük bir paydaş bulacağına inanıyorum. O yüzden yargı bu
sorunu kendisi çözecek. Bizim talimatımızla çözülecek filan değil'' dedi.
Arınç, Başbakanlık Merkez Bina'da Türkiye Gazeteciler
Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertel, Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı
Nazmi Bilgin ile beraberindeki cemiyet başkanlarını ve gazeteci derneklerinin
başkanlarını '10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü' dolayısıyla kabul etti.
Sertel, görüşmenin başında Arınç'a gazetecilerin
vizesiz, gri pasaportla seyahat edebilmelerine imkan sağlamasından dolayı
teşekkür etti. Sertel, gazetecilerin yıpranma paylarının geri getirilmesi
talebini Arınç'a ileterek, sosyal ve ekonomik isteklerini dile getirdi. Sertel,
hapisteki gazetecilerin tutukluluk sürelerinin bin günü aştığını ifade ederek,
gazetecilerin özgürce yazabilmeleri ve konuşabilmelerinin önündeki engellerin
kaldırılmasını istedi.
Arınç, medyanın dev bir sektör olduğunu dile
getirerek, ''Sorunları talepleri var. Talepleri yerine getirmek bizim
görevimiz'' diye konuştu.
Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü ve Basın İlan
Kurumunun çalışmaları hakkında gazeteci örgütlerinin yöneticilerini bilgilendiren
Arınç, sarı basın kartı sahiplerinin avantajlarını genişleterek devam ettirmek
arzusunda olduklarını kaydetti. Arınç, yıpranma payının bir zamanlar
bulunduğunu ve artık kalktığını hatırlatarak, kıdem tazminatı ile ilgili
gelişmeler bulunduğunu bildirdi.
-Basın ve ifade özgürlüğü-
Arınç, basın ve ifade özgürlüğünün bugünlerin güncel
konusu olduğuna dikkati çekerek, ''Cezaevinde tutuklu veya hükümlü gazeteciler
vardır. Samimi olarak tekrar söyleyeyim. Yüzde 80'i Terörle Mücadele Kanununa
aykırı eylemleri ve faaliyetleri sebebiyle tutuklu veya hükümlü'' ifadesini
kullandı.
Arınç, Terörle Mücadele Kanunu'nun 6,7 ve müteakip
maddelerinde değişiklik yapılmadığı takdirde ve ''özellikle belli amaçlarla
çıkan gazetelerin çalışanlarının'' tehdit altında kalmaya devam edeceklerini
belirterek, şunları söyledi:
''Terör örgütünün propagandasını yapma, terör
eylemlerine şu şekilde veya bu şekilde katkı sağlamak, okuduğu bildiri bile
olsa örgütle doğrudan bağlantılı sayılmak, Terörle Mücadele Kanunu Kanunu
içerisinde var. Bunun cezaları 2006'da yapılan bir değişiklikle artırılmış. O
zaman demişler ki; terörle mücadelede daha etkili olmak için bunların cezasının
artması lazım. Şimdi, şimdi içeridekilere bakınız. İsimleri de var, sizde de
var, bizde de var. Birbirine eklenip bir de katlandığı zaman bu cezaların
süresi fazla oluyor, hem de buradan kaçıp kurtulmak mümkün olmuyor. Oysa son
yıllarda Yargıtay kararları farklı şekillerde tecelli etmeye başladı. Mesela
'Sayın Apo' dediği zaman birisi terör örgütünün liderinin ve hakkında
ağırlaştırılmış müebbet cezası olan bir kimseyi övücü mahiyette kabul edilmiş,
ceza verilmiş. Başka bir zamanda başka biri bunu söylemiş, mahkeme beraat
kararı vermiş. Beraat kararını Yargıtay onamış. Şimdi iki farklı içtihatla
karşı karşıyayız. Şimdi artık en azından bunu bir propaganda suçu olmaktan
çıkarmak bence aklen ve mantıken doğru olacaktır.''
Arınç, propagandanın kendi unsurları içinde gözden
geçirilmesi gerektiğini dile getirerek, ''En azından düşündüğü ve yazdığı için
örgüt üyeliğinden, hem propaganda suçundan ayrı ayrı cezaların alınmasını ve
birleştirilmesini de çıkarmak lazım. Bu benim şahsi düşüncem. Bu düşüncemi
paylaşan çok az insan var şu anda. Neden? Çünkü terör var, terör örgütü,
terörist faaliyetler var. Bazen 24 tane askerimizin canını alıyor, bazen karnında
8 aylık çocuğunu taşıyan anneyi hedef alıyor. Bazen Bingöl'de olduğu gibi
üzerine atlayarak çocuklarını kurtarmak isteyen bir kadınımızın, bacımızın
hayatına son veriyor. Bu kadar acımasız, bu kadar gözü dönmüş bir örgütün
bulunduğu yerde 'Kardeşim sen neden bahsediyorsun' da denebilir. Ama fikir ve
düşünce özgürlüğü bütün özgürlüklerin üzerindedir. Yani tarif öyledir''
değerlendirmesinde bulundu.
Arınç, ifade özgürlüğünün bütün özgürlüklerin
bileşkesi olduğuna işaret ederek, bu konuda Adalet Bakanı ile bir çalışma
içinde olduklarını ve muhalefet partilerinin de desteklerini beklediklerini
kaydetti. Arınç, ''Terörle sonuna kadar mücadele edelim. İfade özgürlüğünün,
basın özgürlüğünün önünde engel gibi görünen hususlarda bir iyileştirme
yapalım. Şahsi kanaatimi söyleyeyim; hazırlıklarımız var. Bunu Bakanlar
Kuruluna takdim etmedik'' dedi.
-Tutukluluk süreleri-
Arınç, tutukluluk süreleri ile ilgili olarak ise
''Kimsenin cezaevine atılması ve uzun süre içeride kalması bizi memnun etmez.
Kendinizi o kişilerin yerine koyun. Bir saniye, bir dakika, bir gün şahsi
hürriyeti bağlayıcı ceza bir insan için en büyük işkencedir. Bırakın cezaevine
konmayı, şu kapıyı dışarıdan kilitlesem, bir gün yalnız başına kalacaksın
desem, herhalde bundan daha büyük bir acı, bundan daha büyük bir eza olamaz.
Kaldı ki onların cezaevi şartlarını düşünelim. Bugün gazeteci milletvekili
arkadaşımız var içeride. Her zaman söylüyorum, milletvekilinin yeri
parlamentodur. İçerideyken seçilmiş olması onun derhal tahliye edilmesini
gerektirir. Bunun lamı, cimi yok. Sevdiğim için, beğendiğim için, aynı partiden
olduğum için söylemiyorum. Milletin oy vererek parlamentoya gönderdiği insanı
hiçbir sebeple içeride tutmaya hakkınız yok'' ifadelerini kullandı.
Tutuksuz yargılananlar için ''kaçma'' ihtimali
bulunduğu yönünde söylemler bulunduğunu anlatan Arınç, şöyle devam etti:
''Kaçarmış, şöyle yaparmış, böyle yaparmış, milletin
verdiği karara yargının da saygı duyması lazım. Bunu Meclis kürsüsünden
söyledim. Ama ne gariptir, anamuhalefet partisinin temsilcileri bile 'Bu adam
timsah gözyaşı döküyor. Bu adam samimiyetsiz' diye beyanat verdiler. Başlarında
da hakime hanım olduğunu bildiğimiz bir grup başkanvekili olmak üzere.
Milletvekili olan da olmayan arkadaşlarımız da var. Gazeteciler ve hangi meslekten
olursa olsun, tutukluluk istisnai olmalı. Deliller toplanmışsa, yargılama devam
ediyorsa, toplumdaki sıfatı falan, bunlarda subjektif bir değerlendirme
olabilir, kaçma endişesi altında bir insan sürekli kalamaz, mutlaka mahkemenin
bunu değerlendirmesi lazım. Bana kızanlar 'Bak bir tanesi kaçtı' diyorlar.
Tümgeneralin birisi kaçmış, kaçarsa kaçsın. Geneli için bunu söyleyemezsiniz.
Kaçarsa kaçsın. Kaçarsa yakalayacaksın, yakalayamıyorsan da bırak nereye
kaçarsa kaçsın. Yani o örneğe bakarak içeridekilerin hepsi kaçacak gözüyle
bakamazsın sen. Kaçan kendine yazık eder. Yargılanması, aklanması veya suçunun
karşılığını görmesidir aslolan. O bütün bir ömür boyunca bunun ayıbını
yaşayacaktır. O insan kaçtı diye içeridekilerin hepsi kaçacak diye bakamazsınız,
bakmamalısınız.''
Arınç, insani olandan yana olduklarına işaret ederek,
şunları kaydetti:
''İçeride tutuklu ya da hükümlü olanların
yakınlarından birisi çok ağır hasta ise hatta vefat etmişse onu gidip görmesi
için izin veren bir kanunu konuşuyoruz. Ne kadar güzel. Yani içeridekinin
acısının 10 misli daha katlanmasından ziyade, 'Gidip annemi son defa göreyim.
Babamı son defa göreyim. Kardeşim ile helalleşeyim demesi' bir insanın insanlık
vasfıdır. Buna hangi kanun engel olabilir veya olmalı. Ama aynı şey Apo için de
geçerli olacak mı? Evet belki de olacak. Ama Apo'ya bakarak içerideki yüzlerce
insanın bir haktan mahrum olmasını dikkate almamak lazım. Ben bu Meclis'te bunu
gördüm maalesef. Öğretim ile ilgili af kanunu çıkartılıyor. Hemen 'Bundan Apo da
istifade eder mi?' Allah Allah... Apo bir defa ağırlaştırılmış müebbet hapse
mahkum. Sen onun bu haktan mahrum olmasını düşünüyorsan, doğru da düşünüyor
olabilirsin. O zaman dersin ki, şu cezaya mahkum olanlar bundan istifade
edemezler. Ama o korkuyu göstererek yüzlerce insanın eğitim hakkından mahrum
edilmesini ben anlayamıyorum doğrusu.''
-''Korkulardan kurtulmamız
lazım''-
''Korkulardan kurtulmamız lazım'' diyen Arınç, insani
olanda karar verilmesi gerektiğini ve bütün işin de yargıya düştüğünü söyleyerek
şunları belirtti:
''Biliyorsunuz benim konuşmalarımı mahkeme başkanına
anlatan avukatlara ve sanıklara verilen cevap şudur; 'Bu konuşmalardan bizim
haberimiz yok, bizi ilgilendirmez.' Yargının durumu böyledir. Yargı
bağımsızdır. Kararları kendi içinde denetime tabidir. Benim söylemem onlara
talimat olarak zaten algılanmamalı. Ben temennimi ifade ediyorum. Ben yargıç
olsaydım böyle karar verirdim diye düşünüyordum. Ama onların nasıl karar
vereceğini benim buradan söylemem mümkün değil. Bizim yargıdan beklentimiz
yazılı hukukun şanına biraz da vicdanlarını koyacaklar. Yazılı hukuku
uyguluyorsun. Hukuku uygulayan yargıçtır. Yargıcın yorumudur. Böyle bir kanun
maddesini sen özgürlükçü yorumla ele alırsan, özgürlük olur. Baskıcı yöntemle
ele alırsan cezanın katmerlisini verirsin. İş sende, yorumu sen yapacaksın ve o
yorum eğer gerçekten hukuka, vicdana uygunsa emin olun yargıtay onu onar. Ceza
Genel Kurulu onu onar.''
Arınç, 1985 yılında İzmir'de yaptığı bir konuşma
nedeniyle yargılandığını ve 5 sene hapis cezasına çarptırıldığını dile
getirerek, ''1,5 saat konuşmuşum, bir cümlemden dolayı. O zaman 163. madde var.
9. Ceza Dairesine geldi dosyam. Dediğim, ceza dairesi bozdu. 1,5 saatlik
konuşma, 15 sayfalık gerekçeli kararı bir tek cümle ile bozdu; 'sosyal devlet
düzenini eleştirmek suç değildir.' Altın harflerle yazılması lazım'' dedi.
Arınç, DGM'nin ısrar etmesi üzerine kararın Ceza Genel
Kurulu'na geldiğini ve aynı gerekçe ile kararın yine bozulduğuna işaret ederek,
''Orada hakimler var. Vicdanlı insanlar var. Bozmadıkları içeride 22 ay yattı,
ondan sonra çıktı. Bugün, Yargıtayın kararları özgürlükçü anlayışta olursa
büyük bir paydaş bulacağına inanıyorum. O yüzden yargı bu sorunu kendisi
çözecek. Bizim talimatımızla çözülecek filan değil. Doğru da değil. 3 tane erk
var. Yasama, yürütme ve yargı. Ben yasamanın mensubuyum, aynı zamanda
yürütmenin içindeyim. Yargıya ben sadece düşüncelerimi ifade ediyorum. Onların
bu konuda gerekli olanları söylemesi, yapması gerekir'' diye konuştu. star
İsmail Kahraman, AK Parti’nin kuruluş aşamasına ilişkin hiç bilinmeyen bir hikayeyi de anlattı.
''İsrail ve İran birbirlerinin tetikçisi olmadan, bölgenin çatışma ortamından uzaklaştırılması gerek.''
Yeni sisteme göre öğretmenler, belirli dönemlerde sınava tabi tutulacak, aldıkları puanlarla başöğretmenliğe kadar yükselebilecek.
Meclis'ten 15 uzman, 1977-1983 yıllarını kapsayan gazeteleri tarayacak.

Haliç köprüsü bağlantı noktalarında oluşan çatlaklar nedeni ile trafiğe kapatıldı.
Bugün 3 aylar başladı.
İmam Hatip mezunları tiyatroya alınmıyor.
