SAADETTİN ÇAY

e-Pasaportu Yazmak Vacip Oldu

Giriş Saati :31.01.2012 12:10

...

Ne zaman elektronik kimlikler veya pasaport gündeme gelse pek çok gazeteci arkadaş ilk beni arar. Son tartışmanın fitilini ateşleyen arkadaşın yaptığı gibi.

 

Bu aranmada, Elektronik Kimlik projesini sözden fiiliyata geçiren kişi olmamın da katkısı var.

Çalışma Bakanı Danışmanlığı yaptığım dönemde TÜBİTAK ile birlikte başlattığımız proje aslında 2006 sonu itibari ile bitmişti. TÜBİTAK, UAKE tarafından geliştirilen çiplerde çalışacak Operation Sistemi de sadece e-kimler için değil, bankaların kredi kartlarından, e-pasaporta ve ehliyetlere kadar kullanılabilecek çok geniş bir yelpazeye hitap etmekteydi.

 

Chicago Konvansiyonu

 

Elektronik Pasaportların gündeme gelmesi, Türkiye’nin 1999'da Chicago Konvansiyonu'na imza atmasıyla başlar. Buna göre 1 Nisan 2010 yılından önce bütün pasaportlarımızı Biyometrik hale getirmekle mükellefizdir. Yani; parmak izi veya göz retinası ile pasaportun kime ait olduğunun doğrulanması gerekmektedir.

 

Emniyet Genel Müdürlüğü'nde 2005 yılında e-pasaportla ilgili ihale süreci başlatılır. Bu süreçte İçişleri Bakanlığı'ndaki bazı bakan danışmanları tarafından taslak şartname fikir beyan etmem için bana da gönderilmişti. Şartnamedeki bazı maddelerin hem teknolojik olarak geri, hem de bazı özelliklerinin, devletin diğer sistemleri ile uyum sorunu yaşayacağını ifade ederek, bu şartnamenin doğru olmayacağı yönünde görüş bildirmiştim.

 

Hatırladığım kadarı ile bu süreçte birkaç kere şartnamede değişikliğe gidilmiş, ama sonuçta çıkartılan şartnamenin yine de ihtiyaçları karşılamaktan uzak olduğunu görmüştüm.

 

Hatta ihale sürecinin Emniyet Bilgi İşlem Dairesi yerine Yabancılar Dairesi tarafından yapılması sürecin baştan yanlış başladığının habercisiydi.

 

15 Milyon Euro Çöpe Atıldı

 

Aynı süreçte Darphane Genel Müdürlüğü de kafasına göre çip ve pasaport siparişi vermişti. Tam 5 milyon adet.

Bundan sonrasını 22 Şubat 2010 Aksiyon Dergisi'nde kaleme alan İbrahim Doğan’dan okuyalım;  “Normalde ortalama fiyatı 1 euro iken 3 euro gibi fahiş fiyattan satın alınan ciplerin devlete maliyeti 15 milyon euroyu buldu. Ancak sonuç alınamadığı için bu pasaportlar ve çipler depolarda âdeta çürümeye terk edildi. ”

 

Bu 15 milyonluk kazıktan kurtulmak için, 2010 yılında ilk verilen pasaport sahiplerini kobay olarak kullanmaya çalıştıklarını da ifade etmekte fayda var.

 

 

 

 

Yarım Saatte 13.5 Milyon

Sonunda İçişleri Bakanlığı koordinasyonunda 20 Ekim 2005'te pasaport ihalesi yapıldı. Bugun Gazetesi Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Aslan’ın 11 Ocak 2010'da köşesinde yazdığına göre; “İşi alan Türk-Malezya ortaklığı 24 milyon TL teklif ile başladığı ihaleyi yarım saat içinde 10.5 milyona indirip ihaleyi kazandı.

2005 yılında yapılan ihalenin sözleşmesi ise ancak 11 Temmuz 2007'de yapılabildi.

Ancak, şartnameye göre işin bu fiyata yapılması imkansızdı.  İşin maliyetinin ihaleyi alan firmanın önerdiği rakamdan biraz daha fazla olmasına rağmen firma işi alma konusunda çok iddialıydı. Zira ihaleye giren 6 firmanın 3’ü zaten fiyatın çok düşmesinden dolayı hemen çekilmişlerdi. İbrahim Doğan'ın Aksiyonda yazdığına göre; “Yani iddiaya göre ihaleyi alan firma ‘kâr etmek' amacı gütmüyordu.

İhaleyi alan firma mı?

Bakın o daha ilginç….

 

Kim Bu MORİS ?

 

Her ne kadar ihaleyi alan firma Türk-Malezya ortak girişimi olan Kunt Elektronik-IRIS Technologies olsa da, işin arka planında Moris adlı bir şahsın varlığı Ankara kulislerinde hep söylenegelmiştir.

Zira Kunt Elektronik ilginç bir aile firmasıdır. Telekomünikasyon sektörüne yönelik terminal ve connector üreten bir firmayken bir anda kendisini yüksek teknolojinin içinde buluvermiştir. 50 yıllık firmanın tarihinde hiç benzeri işleri olmamasına rağmen.

 

Bu işin bağlantılarında Moris’in etkisi ve yetkisinin olduğu, işin arka planında O’nun yer aldığı ifade edilmektedir.

 

Yine İbrahim Doğan’ın bu konudaki tekzip edilmeyen incelemesinde Moris denilen kişinin Türkiye'de Devlet kurumları tarafından dış kaynaklı yaptırılan GSM hatları ile ilgili pek çok altyapı projesinde aracılık yaptığı ve bazı kaynak kodlarına sahip olduğu ifade edilmekte.

 

Pasaport Şubeleri Teknoloji Çöplüğüne Döndü

 

Sözleşmenin ardından işe başlayan firma, tuhaf bir şekilde tersten işlem yapmak konusunda ısrarcı davranmaktadır. Bu tip projelerde öncelikle yazılım geliştirilir, ardından cihazlar tedarik edilir ve sonra da veri toplanır. 

 

Bu süreçte Emniyet içinde bu yanlışlığı görenlerin ise ya sesini duymadılar veya gürültüyle karışık bastırdılar.

 

Firma ilk iş olarak Türk vatandaşlarının emniyet sistemindeki tüm kritik verilerini topladı.  “Emniyet Genel Müdürlüğü üzerinden Türk vatandaşlarına ait veriler bilgisayarlardan toplandı, bu kritik bilgilerin yurt dışına çıkarıldığı öne sürülüyor. O dönemde Emniyet Genel Müdürlüğü içinde birçok kişi buna karşı çıksa da herhangi bir engelleme yapılmadı.”

 

Firma verileri temin edince pasaportu basacak ve pasaportta kullanılacak malzemelerin temini için devletten 5 buçuk milyon lira da ön ödeme alır. Ancak verilen cihazların uyum ve çalışma sorunları vardır. Ayrıca firmanın Pasaportta kullanılan PKI yazılımlarını lisanslı alması gerekirken DEMO versiyonlarını teslim ettiği ortaya çıkar.

Yapılan işin sonunda ortada ne bir altyapı, ne de çalışan bir sistem vardır. Ancak alınan 5.5. milyon avans ve tüm Türkiye’nin vatandaşlık verileri vardır.

Ne mi olur?

 

Firma 2008 yılında işi tamamlayamayacağını anlar ve ek süre ister. Ek sürenin sonunda da işi yapamayacağını ifade ederek işten çekildiğini ilan eder.

 

Fransız Gemalto da nerden çıktı?

 

Devlet olarak 1 Nisan 2010 yılında pasaportları yetiştiremeyeceğimiz anlaşılınca olay Dışişleri Bakanlığı'nın inisiyatifine geçer. Yeni Bakan olan Davutoğlu, Müsteşar Yardımcısı Naci Koru’yu bu konuyla özel olarak görevlendirir. Bu süreçte de e-kimlik projesinde TÜBİTAK ile yol alan İstanbul Merkezli Bilişim firması gündeme gelir. E-Kimlik konusunda başarılı çalışmalar yapan firma, bu süreçte en hızlı sonuç alınabilecek firma olarak değerlendirilir. Altyapısı ve tecrübesi de buna müsaittir. En azından arkasında banka gücü olan bir firmadır.

 

Ancak, Naci Koru’nun o süreçte Almanlarla anlaşmış olması işin siyasi olarak yürümesini gerektirir ve Bakanın devreye girmesi ile sadece Gemalto’nun hazır Toolsları alınarak ilk 5 milyon pasaportun işlemi yapılacaktır. Sonrası için ise TÜBİTAK'ın geliştirdiği ve e-kimlikte kullanılan sistem kullanılacaktır. Ne olduysa bundan sonra olur ve İstanbullu firmasının ortaklık yapısı bozulur, şirket yönetimi değişir.

 

Firmanın işten anlayan ortakları ve üst yönetimi değişince geriye kalanlar bütün yetki ve koordinasyonu Fransızlara kaptırırlar. Tübitak sistemi ile devam edecek olan süreç bir anda Gemalto firmasının kontrolünde devam eder.

 

Sonrası mı?

Tabi ki Sarkozy’inin söz hakkı olan Gemalto firması cebimize kadar girer.





Arkadaşına Öner
Adınız Soyadınız
Arkadaşınızın Adı Soyadı
Arkadaşınızın Email Adresi
Arkadaşınıza Mesajınız
Yandaki Doğrulama Kodunu Giriniz
 
ANKARA
İSTANBUL
İZMİR
ANTALYA
>>