FIBA 2010
...
Türkiye
tarihindeki nadir uluslararası organizasyonlardan birine ev sahipliği
yapıyor. Bu organizasyonun alınmasından, gelişimine, açılış töreninden
maçlara kadar bir takım notlarımı aktarmak istedim.
Organizasyon
Turgay
Bey çok uzun zamandır TBF başkanı. Bu zaman sürecinde uluslararası
saygınlığa ulaşmış bir isim. En büyük problemi; bütün işleri kendinde
toplaması.
Çok
aktif bir yönetim kurulu var, ancak ne hikmetse salondaki toptan,
kapıdaki güvenlikçiye, falanca bakanın oğlunun VİP bilet talebinden,
programın akışına kadar her şey O’na geliyor.
Bir
yandan gençlerin basket oynaması için pek çok proje üretirken, diğer
yandan uluslararası arenada ülkemizi temsil etmeye çalışıyor. Birde
hayali var başkanın; Beykoz’da 80 dönüm arazi üzerinde bir basketbol
kampusu yapmak. Bürokrasiyi geçebilirse kısa zamanda hayata
geçirebilecek.
Bu kadar iş yoğunluğu başkanı 24 saate 30 saatlik iş yapma gibi bir duruma itiyor.
FİBA’nın
dünya şampiyonası öncesindeki kontrol ziyaretlerinde ne kadar
sıkıntılı zamanlar geçirdiğini de yakinen biliyorum. Malum bizim Türk
usulü dediğimiz her şeyi son dakika da yapma alışkanlığımız FİBA
yetkililerini de çok germişti.
Hatta
zamanın spordan sorumlu Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu, FİBA genel
sekreterine espri ile, 2008 Avrupa futbol şampiyonasındaki son dakika
gollerimizi örnek gösterip “Biz 90. dakikada maça damgamızı vururuz
endişe etmeyin” demişti.
FİBA
Genel Sekreteri'ne “endişe etmeyin” diyen bakan’ın Ankara, İstanbul,
Antalya arasında nasıl mekik dokuduğunu, belediye başkanlarını harekete
geçirebilmek için nasıl çalıştığını, Melih Gökçek'in onlarca kaprisine
nasıl göğüs gerdiğini, Antalya'da yerel seçimlerden sonra yeni Başkan
Mustafa Akaydın’ın garip siyasi tavırları nedeni ile inşaatı devam eden
uluslararası kapalı salonunun inşaatını nasıl durduğunu o günleri
yaşayan birisi olarak biliyorum.
Ankara'daki açılışın ardından, İstanbul’da çok daha muhteşem ve görkemli bir gösteri bekleniyordu.
Gecen cuma pek çok kişi İstanbul trafiğinin azizliği nedeni ile açılış törenine yetişemedi.
Açılıştaki muhteşem Cirque du Soleil gösterisi
enfesti. Bütün izleyiciler nefeslerini tutup izlediler. Ama ardından
koskoca bir mehter takımını figür babında sahaya dizip orkestra
eşliğinde bir görüntü verip apar topar sahneden kovalamak hiç hoş
olmadı.
Ya Müslüm Babaya ne demeli?
Tam
olarak ne söylediğini ben bir Türk vatandaşı olarak anlayamıyorum.
Dünya’nın bilmem ne kadar ülkesindeki vatandaşlar nasıl anlasın? Keşke
tüm dünyanın sesi ve müziği ile kulak aşinalığı olduğu bir sanatçımız
programda olsaydı.
Bundan asla Fazıl Say(gısız)’ı kastetmiyorum.
Ziplenmiş gibi son surat birbirine eklenen programda Sezen Aksu muhteşem düetleri ile geceye damgasını vurdu.
Ah birde Ramazanda dansöz oynatmasaydı!
Sezen'in, 'gül memeler' şarkısına eşlik eden dansöz Protokoldeki zevatın başlarını önlerine eğmesine neden oldu.
Protokol demişken;
Bizim bu uluslararası organizasyonlardaki saygı duruşu ve istiklal marşı okuma saplantımızın bir son bulması gerekli.
Allahtan istiklal marşı ile yetindik. Yoksa dünya ya birde saygı duruşu yaptıracaktık.
Dünyanın hiçbir uluslararası spor organizasyonunda böyle bir durum yok.
Bakın 2008 Pekin’e, 2009 Avrupa Futbol Şampiyonası'na, hiçbirinde bizdeki gibi protokol saçmalıkları yok.
Hele protokol konuşmaları…
Herkes konuşacak. Hem de aklına, diline ne gelirse
Dünyanın en görkemli açılışlarından birini yapıp açılış töreninde siyaseti alet etmek, bize mahsus olsa gerek.
12
dev adamın şampiyona öncesi oynadığı maçlardan morali biraz bozuk olsa
da şampiyonaya iyi başlayarak lider gitmesi herkesin yorgunluğunu
giderdi.
Muhteşem maçlar çıkartan 12 Dev Adam’ın yıllar sonra bitirilen